TOHUMLAR TOPRAĞA DÜŞTÜ....

Rukiye Sude Elham
Gamze Gümüş Ertekin
Mücella Şimşekoğlu
Kübra Batur
Fatma Bozkurt
Neriman Üce
Nesrin Demir
Fatma Gülnaz Köstü
Sümeyra Erdönmez 
Fatma Kübra Bozkurt


      Hayat bir çiçek gibi açıp sonra solarken zaman su gibi akıp gidiyor ve o acılı gün geldiğinde üzüntüler hakim geliyor.Darı bekaya irtihal eden kardeşlerime  Allahtan rahmet,ailelerine de sabrı cemil diliyorum.......
        
        Özellikle eğitim gönüllüsü kıymetli hocam Muammer erdönmez beyefendi ve
ailesine sabrı cemil diliyorum. Rabbim bu acının altından kalkabilecek güç ve kuvvet
versin............


 

KALEM

Sevdamdan öte kelam yazar isen kırarım.
İçtiğin mürekkebin hesabını sorarım,
Hasret denen yarayı umut ile sararım.
Dışarım buza kesti içte yanar öz kalem,
Sönmeyen yangınıma bir damla su tez kalem

 

Tan vaktini ararım inat kara geceye
Bir arzuhal eyledim iletiver yüceye
Nazlı yârin adını nakış eyle heceye
Aşkı anmayan harfi lime lime ez kalem
Sevdamı anlık değil her vakitte yaz kalem

 

Madem bize revadır özlem denen bu çile
Asırlarca söylensin sevdamız dilden dile
Sinemde mesken tutan sabır adlı taş bile
Dayanmadı ahıma şimdi sanki toz kalem
Bilirsin ki bu hasret her çileden şaz kalem

 

Vuslat demine kaç var mevsimi bilinir mi?
Dualar makbul olup birlikte ölünür mü?
Mezar taşımdan adı gün gelip silinir mi?
Bu bir muamma ise okuyup da çöz kalem
Gözlerime fer getir tükeniyor söz kalem

 

Günde yirmi dört kere gözbebeğim sulanır
Sele kesilir dört yan okyanuslar bulanır
Ardımda gölge yürür ayağıma dolanır
Canda takat kalmadı yorgun düştü diz kalem
Derviş ol canan için diyar diyar gez kalem

 

Şemsettin Dervişoğlu

DERDİ DAĞLARI AŞKIN !

Kurban Bayramı anısına,
Bir bak elmanın diğer yarısına.
Hz. İbrahim'i bilirsiniz,
Hani var ya, Raha ilinden.
Ateşte biten gülünden, tanırsınız onu.
Terk ettiği tahtından,
Sultanlığı bahtından,
Bilirsiniz ötekini de.
Bir İbrahim daha var…
Sultanlığa meraklı,
Nemrud'u içinde saklı;
Gülşeni aramaklı,
Ateş içinde aklı.
Nar içinde bihaber,
Zavallı, gülşendeyim zanneder…
Deve yitirmiş ormanda,
Arar durur tavanda,
Mahsulü yok harmanda,
Lafları boş hayvanda
Döver durur, Böyle avunur…
Gönlünde bir kara sevda, derdi dağları aşkın.
Fermanını arar aşkın…
Yar içinde süveyda, silip atamaz şaşkın.
İbrahim, İbrahim!
Hani bir kalpte iki yar olmazdı?...
Hani tavanında deve aranmazdı?...
Eğer sen, İbrahimsen,
Bu yollar geçit vermez aslanım.
Azığı zehir, lokması demir,
Dünyası tuzak, Leylası yasak sana.
Böyledir emir…
Hakk'a revansan, Aşka revansan,
Bedeli ödenir…
Bedel, bazen Hacer,
Bazen İsmail, bazen oğul tadında sarılmak,
Bazen taca tahta darılmak…
Pazarlığı yapılmaz…
Düş yollara İbrahim, Bilelim, Yarın kim?
Bırak İsmail'i, Bırak Hacer'i,
Burada, bu sıcak, susuz yurda.
Hem hiç bakma ardına,
İsterse yem olsunlar, kuşa kurda.
Köle olmaya tahtını,
Aziz olmaya bahtına,
Hiç bozmadan ahtını
Ver de öyle git.
Oğul, yar deyip ah çekeceksen,
Gözünden bir damla yaş dökeceksen,
Hasretin önünde diz çökeceksen,
Yola çıkmadan yüreğine
Sor da öyle git. İsmail'i güneşe,
Hacer'i ateşe koyda öyle git…
İsmail yırtınmada, Hacer çırpınmada,
Ana yüreği dayanmaz,
Çöl bile öyle yanmaz.
Pek derindir yarası…
Safa-Merve arası,
Koşturur İsmail için,
Çırpınır bir yudum su için…
İbrahim Hakk'a tapar da,
Allah hiç unutur mu?
Ab-o hayat topuklarda,
Zemzem verir İsmail için,
Zemzem verir Hacer için.
İçin artık, doyuncaya kadar için.
Hak dilerse gülzar olur İbrahim!
Çölde zemzem fışkırır, etraf bahar olur.
Yeter ki sen İbrahim ol, Yeter ki sen müstakim ol.
Yavrunu bıraksan da beşiğinde,
Yüreğini kapı eşiğinde, sakın ha bırakma,
Zira bu sevda, tüfeksiz olur,
Ama yüreksiz olmaz… 
      
                Şaban korkmaz

CUMANIZ MÜBAREK OLA

 

Sana bir dua eden olsun
Sen birine dua et!
Duasız üşür yürekler...

Biliyor musun?..
Başkasına dua ettiğinde, aslında sen kendine dua ediyorsun!
Ne kadar çok kimse için dua edersen, o kadar çok KAZANIYOR YA DA
KAYBEDIYORSUN!

Çünkü melekler,
Duan, rahmet ve hayr ise: " Bir misli de sana olsun, amin",
Duan zulmet ve ser ise: " Bir misli de sana olsun, amin" derler...

Dua: içimizle muhasebe olunacağımız bir SIR dır..
Bir ayna gibidir tıpkı, içimizi yansıtır bize…
Rabb'e sunulan bir arzuhaldir dua, geri döner bize o kapılardan
yüreğimizce..

Hep hayra dua edenlerin, maddeten ve manen hayırlara ermesi, şerre
dua edenlerinse, rahmetten mahrum kalması bundandır iste..

Duasız üşür yürekler bil!..
Sana bir dua eden olsun
Sen birine dua et!

Bilmezsin hangi kırık gönlün duasıdır karanlıklarını aydınlatan,
sana ummadık kapılar açan..
Bilmezsin kimin için ettiğin duadır, seni böyle ayakta tutan...

Hiç üşümesin yüreklerimiz için,
Dualarda buluşalım..

BIRAKIP GİTTİĞİN KADARIZ




Bir dönüşle dönüyoruz
Hiç yağmur yağmıyor kum taneleri uçuşuyor üstümüze
Bir dönüşle dönüyoruz
Yorgunuz
Tenimiz esmer
Içimizde mağrur bir hüzün
Yaralarımız var
Ezcasi olmayan vurgunlar
En cok kadınlarımıza yakışan ağlamakla
En çok erkeklerimize dokunan caresizlikle
Yaklaşıyoruz hayatın ikindisine
Biraz daha yaklaşıyoruz
Bir el uzatımında
Akşamın alacasıyla
Bu, senin gidişinin hemen ertesinde
Dudaklarımızın kuruduğu
Suların cekildiği
Kızıldenizin diclenin
Önümüzde Musa elimizde asa ile yarıp geçtigimiz nilin
Ve eteklerimizi savura savura tükettiğimiz birlikteliğimizin ardından
Kayıp giden yıldızların şarkısı gibiyiz

Bir dönüşle dönüyoruz
Ne güzel oluyordu
Sağımıza dönüp seni görünce
Ne güzel oluyordu düştüğünde önümüze
Adı safranlara sarılı bir aşk gibi maceramız
Adı kıskanç kervanların zümrüt yüklerinde yazılı
Adı leyla
Bir vaveyla kadar dokunsanız ağlamaklıyız

Bir dönüşle dönüyoruz
Belki baksak arakamıza ordasındır
Bu efsunu kaybetmek istemiyoruz
Hiç bir şeyini istemiyoruz aslında dünyanın
İncisini yakutunu ipek yumuşaklığını yastıkların
Bebeğin yüzümüze dokunuşunu istemiyoruz
İşlerimizin limanlığını
Ocağımızın sıcaklığını bile istemiyoruz

Bir dönüşle dönüyoruz
Seni unutmamak icin şaşkın
İnanmamak için ölümüne inanıyoruz

Gittin mi aramızdan
Elini çektin mi üzerimizden
Bizi yetim şehrini öksüz bıraktın mı
Ne yapalım işte ağlamamayı beceremiyoruz
Isırdıkça kanıyan dudaklarımızdan dökülen boş sözlerle
Birbirimize soruyoruz
Hava nasıl saat kaç
Yine çayırların yeşlliğinde otlayan kuzuların arasındayız
Yine cayırların üstünde matem işliyoruz
İnceldiği yerden kopan dünya
Bir araftan yol bularak başımıza düşüyor
Gök kubbe patlıyor tepemizde
Hissediyor anlıyor ama anlatamıyoruz

Bir dönüşle dönüyoruz
Bırakıp gittiğin kadarız
Hiç yağmur yagmıyor
Yorgunuz
Tenimiz esmer
İçimizde mağrur bir hüzün
En çok kadınlarımiza yakışan ağlamakla
En çok erkeklerimize dokunan çaresizlikle
Yaklaşıyoruz hayatın ikindisine
Ne yapalım
Hiç yağmur yağmıyor
Sensiz yürüyünce
Bir dönüşle dönüyoruz
Kıyamet bize
Kıyamet bize
Sen yinede merhamet et bize
Merhamet et bize
Merhamet bize

- İbrahim Sadri -